dolandiriciyi-perugu-da-kurtaramadi-54ecfae78f473

Dolandırıcıyı peruğu da kurtaramadı

Adana’da kendisini polis olarak tanıtıp 6 kişiden 405 bin lira aldığı ve peruk taktığı ileri sürülen şüpheli, suç kaydındaki fotoğrafına bilgisayar ortamında peruk yerleştirilerek teşhis edildi.
ADANA
Kendisini polis olarak tanıtıp 6 kişiden 405 bin lira aldığı ve peruk taktığı ileri sürülen şüpheli, suç kaydındaki fotoğrafına bilgisayar ortamında peruk yerleştirilerek teşhis edilince arkadaşıyla tutuklandı.
Yankesicilik ve Dolandırıcılık Büro Amirliği ile Çukurova İlçe Müdürlüğü ekipleri, telefonla dolandırıldıkları iddiasıyla polise başvuran ankara escort müştekilerin ifadesi ve verdikleri eşkal doğrultusunda çalışma başlattı.
Benzer suçtan kaydı bulunanlar arasında, başının üst kısmında saçı olamayan Talha C’nin fotoğrafına bilgisayar ortamında peruk yerleştiren ekipler, bu kişiyi müştekilere teşhis ettirdi.
Talha C, merkez Çukurova ilçesinde, benzer yöntemle dolandırdığı bir vatandaşın, bildirdiği adrese bıraktığı parayı aldıktan sonra kendisine yardım ettiği ileri sürülen Ferdi E. ile suç üstü yakalandı.
Farklı zamanlarda 6 kişiden 405 bin lira aldığı belirlenen iki zanlı, sevk edildikleri adliyede tutuklandı.

yerel-yonetim-komisyonu-isbasinda-ozerklik-halloldu-549c97cb06e98

Yerel Yönetim Komisyonu İşbaşında: ÖZERKLİK HALLOLDU!

Vali ve kaymakam atayan PKK’nın belediyelerde de kırsal unsurlarca komisyonlar oluşturduğunu yazan Yeniçağ’dan Ahmet Takan, bu komisyonların Mardin ve Diyarbakır belediyelerinde denetim bile yaptığını yazdı. 

Birçok doğu ilinde KCK asayiş birimi kurulduğunu da belirten Takan, son bir haftadır Siirt’te de silahlı eylemler gerçekleştirmeye başlandığını ve ev basan birimin 15-18 yaşında kız çocuklarını kaçırmaya çalıştığını açıkladı.

İşte, Takan’ın o yazısı:

Yerel Yönetim Komisyonları sahada işbaşında: “Özerklik” halloldu!..

Başbakan Ahmet Davutoğlu’ndan çok ama çok özür diliyorum!.. Nedenini izah etmeye çalışacağım..

Terör bölgesinde hakimiyeti tam manası ile ele alan terör örgütü  PKK, Vali ve Kaymakam atamalarından sonra özerklik aşamasında yeni bir adım daha attı. Kandil, HDP/ DBP’li Belediyeleri bünyesinde Yerel Yönetimler Komisyonlarını kurdu.

Kandil çetesi tarafından HDP/ DBP’li Belediyeleri kontrol altında tutmak ve belediyelerden yeterli desteği sağlamak amacıyla belediyeler bünyesinde kırsal unsurlarca  komisyonlar oluşturuldu.. Bu adımın amacı çok net; belediyeler aracılığıyla özerkliğin yerleşmesini sağlamak.

Bölgedeki güvenlik kaynaklarından aldığım bilgiye göre;

Belediyeler, gerçekleştirdikleri  tüm işlemleri bu komisyonlara danışarak yapıyor. Bu komisyonlara danışmadan yapılan işlemler ilk başta geçerli gibi görünse de daha sonra  kurul tarafından iptal ediliyor.

Belediye bünyesindeki halkla ilişkiler ve destek hizmetlerinin tamamen bu komisyonların kontrolünde faaliyet yürüttükleri ve kırsal unsuların vergilendirme, ihale dağıtımı, işe alımlar ve kırsal unsurların lojistik ihtiyaçlarının karşılanması için çalıştıkları  belirtiliyor..

Özellikle kırsal unsurlar, şehirdeki faaliyetlerini daha rahat  yürütmek için milislerini belediyeye şoför, işçi ve zabıta gibi yerleştirerek belediyenin imkânlarından faydalanılıyor..

Bunun son  çarpıcı örneği Mardin Belediyesinde yaşanmış. Konuyla ilgili Yeniçağ’a bilgi veren güvenlik kaynağı şunları söylüyor; 

“Mardin Büyükşehir belediyesi tarafından lisans ve ön lisans mezunu personel alımına yapılan ilk başvuranların hepsi HDP ve DBP’den referanslı şahıslar olmasına rağmen kırsal unsurlara bağlı komisyonlar tarafından reddedildi. Belediye ise alımları silahlı unsurların gönderdiği listeye göre yaptı.

Belediyelerde görevli Kandil temsilcilerinden oluşan komisyonların işe alımlarda tek söz sahibi olması Belediye başkanlarının bu komisyonlarla çoğu zaman ihtilafa düşmesine de sebep oluyor.

Belediye başkanları ile yaşanan bu ihtilafları çözmek adına Kandil, Kuzey Irak’taki kamplarda üniversite mezunu teröristleri belediye konusunda eğitiyor.. Eğitim sonrası belediye başkan yardımcısı olarak işe alınacak bu silahlı PKK’lıların belediyelerde tek sorumlu olmaları planlanıyor.

Belediyelerde görevli bazı şahıslardan aldığımız bilgilere göre, Kandil’e bağlı bu komisyonlar belediyeleri ara ara teftiş ediyor..

Mardin Büyükşehir Belediyesi de  geçtiğimiz günlerde bu komisyon tarafından teftiş edildi.

Edindiğimiz bilgilere göre; Diyarbakır’dan teftişe gelen kişiler, personel ile görüşme yaptı, bazı ihalelerle ilgili olarak personeli sorguya çekti”.

AKP ile PKK ’nın müzakere masasında özerkliği seçim sonrasına bırakalım tartışmasını dün yazmıştım. Bize gelen bu yeni bilgilerin daha fazlası herhalde Ahmet Davutoğlu’nun önüne konuyordur. Şimdi!..Davutoğlu ne yapsın?.. PKK’ya “özerkliği seçim sonrasına bırakalım” diye yalvarmaktan başka çaresi kalmış mı?..
Hocaya  yönelttiğim sert eleştirilerden dolayı özür diliyorum!..

Bir başka haberde Siirt’ten;

KCK Asayiş Siirt’te 15 yaşındaki kızı kaçırmaya kalktı..

PKK’nın silahlı KCK asayiş birimleri, 7 Aralık akşamı 15 ve 18 yaşlarındaki iki kız çocuğunu kaçırmaya çalışırken çocukların aileleri tarafından engellendi.

Yaşanan arbedede 15 yaşındaki kız çocuğu elinden bıçakla yaralandı. Olay ile ilgili bilgi veren güvenlik yetkilisi şunları anlattı;

“KCK asayiş eve baskın yaptı. PKK’nın gençlik yapılanması YDGH tarafından birçok doğu ilinde kurulan KCK asayiş birimi son bir haftadır Siirt’te de silahlı eylemler gerçekleştirmeye başlamıştı.

Siirt’te akşam saatlerinde ara sokaklarda silahlı ve maskeli devriye atan YDGH mensupları yolda gördükleri herkese kimlik kontrolü yapmanın yanı sıra geçtiğimiz günlerde kendilerine karşı gelen iki gençten birini kafasından diğerini bacağından pompalı tüfekle yaralamıştı.

Siirt’teki KCK Asayiş Birimi 7 Aralık akşamı Barış Mahallesi’nde bir eve baskın düzenleyerek evin 15 yaşındaki kız çocuğunu kaçırmaya çalıştı. Ailenin direnmesine rağmen çocuğu evden dışarı çıkaran örgüt mensupları direnen çocuğu elinden bıçakladı. Bu sırada yaşanan arbedede örgüt mensuplarının elindeki 18 yaşındaki başka bir kız çocuğu da kaçmayı başardı.

Olaydan sonra uzun süre kendine gelemeyen kız çocukları, teröristlerin kendilerini dağa götüreceklerini, direnmeleri durumunda öldüreceklerini söylediklerini ifade etti. Fabrikada çalıştıkları için akşamları eve geç geldiklerini bu yüzden KCK Asayiş’in kendilerini hedef aldığını ifade eden çocuklar, devletin kendilerine sahip çıkmasını istedi”.

Devlet onlara daha nasıl sahip çıksın!..
Ahmet Davutoğlu, pazarlık masasına her oturduğunda “önce kamu düzeni”  deyip PKK’dan kamu düzenini sağlaması için yalvarmıyor mu?..
Bakın işte; su koyuveren PKK..
Bende Başbakanın hakkını yiyenlerden(!) olduğum için.. Tekrar tekrar özür dilerim!..

karaman-yolsuzluk-yapana-hirsiz-denmez-549c97ca052f3

Karaman: Yolsuzluk Yapana Hırsız Denmez

Geçtiğimiz günlerde yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak iktidara yönelttiği sert eleştiriyle şaşırtan Karaman, ‘U dönüşü’ olarak nitelendirilecek ifadelerle o analizini adeta gömdü. Karaman’ın, ‘yolsuzluk yapana hırsız denilmeyeceğini’ savunduğu bugünkü yazısının, dün oğlunun rektör olarak atamasının yapılmasının hemen ardından gelmesi dikkat çekti. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’ye yakınlığı ile bilinen, rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları sürecinde verdiği fetvalarla gündeme gelen, Yeni Şafak Yazarı Hayrettin Karaman, yine tartışılacak bir yazı kaleme aldı.

“MİLYONLAR SÜRÜNÜRKEN SEFA SÜRENLER…" DEMİŞTİ

Karaman, “İlâhî adalet, milyonlar sürünürken sefa sürenlerden, yoksulların hakkını bunlardan alarak onlara ulaştırmayan yöneticilerden hesap sormayacak mı?" demiş ve iktidara “Göklerden üzerimize bela yağacak." diye çıkışmıştı.

Karaman, bugünkü yazısında, bu tepkisi ile ilgili olarak geri adım olarak nitelendirilecek, “Birini uyarmak onu suçlamak, uyarılan tehlikeye battığını haber vermek değildir." ifadelerine yer verdi. 

6-102.jpg

ERDOĞAN, KARAMAN’IN OĞLUNU REKTÖR OLARAK ATADI

Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni rektörleri atadığı ortaya çıktı ve Karaman’ın oğlunun da atama listesinde olduğu öğrenildi. 

Erdoğan, Karaman’ın oğlu Prof. Dr. Muhammet İhsan Karaman’ı İstanbul Medeniyet Üniversite’ne rektör olarak atadı.

5-145.jpg

YOLSUZLUK YAPANA ‘HIRSIZ’ DENMEZ

Karaman, bugünkü analizinde “Bir başka yazıda yolsuzluğa “hırsızlık” demenin hem seküler kanun hem de İslam ceza hukukuna göre hata, yalan ve iftira olduğunu açıklayacağım. Elbette yolsuzluk da ayıptır, günahtır ve suçtur, ama bu suç, hırsızlık suçu değildir." dedi.

>>>DİYANET’TEN KARAMAN’A TOKAT GİBİ CEVAP<<<

 

İSPAT EDİLMEMİŞ SUÇU ÜZERİNE ATMAK İFTİRA OLUR

Karaman, henüz ‘suçun sabit olmadığı’na dikkat çekerken iktidara yakınlığı ile bilinen medyaya da alınması gereken dersler çıktı. “Birilerinin ispat edilmemiş suçlarını başkalarının da üzerine atarak, yalan söyleyerek, iftira ederek, sahte dosyalar hazırlayarak o başkalarına zarar vermeye kalkışmanın dinde ve ahlakta yeri yoktur." diyen Karaman, ilgili ifadeleriyle adı yolsuzluk iddialarına karışan siyasileri savunsa da 17 Aralık’tan bu yana ‘Paralel’e bağlayan ve iddianamelerde dahi olmayan sözde suçlarla kişileri ve kurumları karalayan manşetlere nasıl baktığını açıklamadı. 

ÖNCE DELİLLERE BAKILIR

Bir suç iddiası bulunduğu durumlarda izlenmesi gereken yolu açıklayan Karaman, ilk olarak delillerin kontrol edilmesi gerektiğini ifade etti.

“Diyelim ki bir partiye mensup bazı yetkili şahısların yolsuzluk yaptıklarına muttali oldunuz; eğer maksadınız “yolsuzluklara karşı mücadele” ise takip etmeniz gereken yol şu değil midir: Önce ithamın sağlam delillere dayanıp dayanmadığı kontrol edilir. Sağlam delillere dayanıyorsa amirlerine duyurulur." diyen Karaman, yolsuzluk operasyonlarında ortaya çıkan para kasaları, ayakkabı kutuları, çikolata kutuları, doğruluğu onaylanan ses kayıtlarından bahsetmedi. 

Karaman, yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarında görevli polislerin tutuklanması ve hemen hepsinin ‘Delil olmadığı için’ serbest kalmasını da anmadı. 

YARGIYA BAŞVURULUR

Suça ilişkin çalışmada izlenen yolda ikinci olarak, yargıyı işaret eden Karaman, “Amirler bir şey yapmazlarsa vakit kaybetmeden -ki, vakit kaybetmek mağdurun veya devletin zarar görmesi demektir- yolsuzluk, ilgili yargı mercilerine delilleriyle iletilir." dedi. Karaman’ın 17 Aralık yolsuzluk operasyonunun ardından, soruşturmada görevli polislerin tasfiye edilmesinden, savcıların görev yerlerinin ve rütbelerinin değiştirilmesinden, 25 Aralık soruşturmasında yeni atanan Emniyetçilerin operasyon talimatına uymamasından, soruşturmaların kapatılmasından bahsetmediği görüldü. 

Karaman’ın, yolsuzluk operasyonlarından sonra yargıda da birçok değişiklik yapılarak bu mercinin de tartışılır hale getirildiğini görmemesi de gözlerden kaçmadı. İstanbul’daki savcının yetkisi olmadığı halde Edirne’deki polisler ile ilgili gözaltı talimatı vermesi akla gelenlerden sadece biriydi. 

CASUSLAR KİM, CASUS OLDUKLARINI GÖSTEREN DELİLLER  VE ‘CASUS’ DİYEN YARGI KARARI NEREDE?

Suç sabit olmadıkça kimsenin suçlu olarak yaftalanamayacağını belirten Karaman, yazının devamında ise isim vermeden ‘birilerini’ casuslukla, yalan bilgilerle dosya oluşturmakla suçladı. Bir suçlamada delil bulunması ve yargı kararı gerekliliğini hatırlatan Karaman, casusluk ve şantajla suçladığı kişiler için bu karara hangi delil ve yargı kararına dayandığını ise belirtmedi. 

Karaman’ın ilgili ifadeleri şöyle: “Bütün bunları yapmak yerine içeri sokulmuş casuslar kanalıyla elde edilen, doğrusu ile yalanı ve yanlışı birbirine karıştırılmış bilgilerden dosyalar oluşturmak, bu dosyaları bekletmek, iktidardan umulan menfaat elde edilemeyince bu dosyaları şantaj aracı olarak kullanmak ve usule aykırı olarak yargıya taşımaya, medyaya vermeye, sahte algı oluşturmaya çalışmak nedir?"

MECLİS YOLSUZLUK KOMİSYONU TİTİZLİKLE TAKİP EDİLMELİ 

Yargıda tartışmalı bir süreçle kapatılan soruşturmaların ‘adil’ bir sonuca bağlanması için yine uygulamaları ile tartışmalı hale gelen Meclis Komisyonu’nu işaret eden Karaman, “Üç bakanın ve yakınlarının itham edildikleri yolsuzluk suçunun incelenmesi ve adil bir sonuca bağlanması için gereken yapılmış ve Meclis’in ilgili komisyonunca soruşturma başlatılmıştır. Şimdi yapılacak şey bu “ölü etinden yapılmış sakızı” çiğnemeye devam etmek değil, sonucu beklemek ve titizlikle takip etmektir." dedi.

Meclis’in ilgili komisyonunca yürütülen soruşturmanın titizlikle takip edilmesini vurgulayan Karaman, komisyona getirilen yayın yasağı için ise bir yorum yapmadı. Yayın yasağı olan bir komisyonun nasıl titizlikle takip edileceği de kafalarda soru işaretleri bıraktı.

cekin-ellerinizi-gazetecilerin-uzerinden-549c97c592fd4

Çekin Ellerinizi Gazetecilerin Üzerinden!

Twitter fenomeni @fuatavnifuat’ın dün yaptığı muhalif birçok medya kuruluşuna yönelik ‘intikam operasyonu’ gerçekleştirileceği açıklaması üzerine T24’ten Doğan Akın, ‘Çekin ellerinizi gazetecilerin üzerinden!’ dedi.

“Evet; bu ülkede “yolsuzluk değil darbe girişimi" olduğuna ve darbe heveslilerinin bakanların koluna gizlice saatler taktığına, yatak odalarına para sayma makineleri koyduğuna, ayakkabı kutularına dolar doldurduğuna inanmamız beklenirken planlanan medya operasyonuna karşı ne yapacağız?" diye soran Akın, “Hangi görüşte olursa olsun, Türkiye’de gazeteciler, demokrasi düşmanlarının kılığına girerek, bir kez daha demokrasi düşmanlarının en büyük zaferi olacak mı? Bizim cevabımız, hayır." dedi.

İşte, Akın’ın önemli yazısı:

Türkiye tarihinin en karanlık darbesinin üzerinden henüz altı ay bile geçmemişti. Bu topraklarda insanların hayatları, onurları bir kez daha işkence tezgâhları ve idam sehpalarında yok edilmekteyken İspanya’da parlamento toplandı. Tarih; 23 Şubat 1981. İspanya hükümeti için güvenoylaması yapılacaktı ki parlamento baskına uğradı. General Franco faşizminden sonra toplumsal mutabakatla yapılan demokratik anayasadan rahatsız olan darbeci albay Tejero, emrindeki askerlerle parlamentoyu basıp kürsüye çıkarak çevreye ateş açtı. Darbeci askerler başbakan seçilecek Leopoldo Calvo Sotelo ve muhalefet liderlerinin de aralarında bulunduğu siyasileri rehin aldı. 

Parlamentodaki darbe girişiminin görüntüleri ekranlara yansırken El Pais gazetesinin yazı işleri toplandı. Toplantıda özel bir sayı çıkarılması ve “Yaşasın Anayasa" başlıklı editoryal bir yazı kaleme alınması kararlaştırıldı. Ve El Pais, darbe girişimine karşı o unutulmaz başlıkla basıldı:

El Pais anayasanın yanında

Gazeteyi adlandıran “El Pais" İspanyolca’da “ülke" anlamına geliyordu!

İspanya Kralı’nın da direndiği darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlandı, darbeci askerler rehineleri bırakarak teslim oldu.

Yaklaşık altı ay önce Türkiye’de gazeteler darbeci generalleri alkışlarken İspanya, Franco faşizminden sonra bir kez daha darbeye geçit vermemişti:

Kıt’a dur!

Gazetecileri hapsettiren savcı sürgün, arkasındaki siyasi irade Köşk’te

El Pais’in yaptığını Türkiye için yürürlüğe sokan günlerden geçiyoruz. Malum, Fethullah Gülen cemaati bünyesindeki yayınlarda çalışan gazetecilerin toplu olarak gözaltına alınıp tutuklanmaları gündemde.

Oysa aynı cemaati hedef alan kitap taslağı nedeniyle meslektaşımız Ahmet Şık ile Nedim Şener’in tutuklanıp 375 gün hapsedilmelerinin – dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın “bombadan bile tesirli kitaplar olabilir" kışkırtması eşliğindeki – kirli hatıraları henüz soğumadı. Şık ve Şener’i gözaltına alıp tutuklama talep eden Savcı Zekeriya Öz’ün “hiçbir tutuklama gerekçesi" göstermemesi de… Tepkiler üzerine “Bu aşamada açıklanması mümkün olmayan deliller var" iddiasını öne sürmesi de… Açıklanması mümkün olan ya da olmayan hiçbir delil ortaya konamadan iki gazetecinin tam 375 gün hapsedilmeleri de hâlâ hafızalarda.

Ve daha dün, bu kez cemaatin sorgulandığı operasyonda, bir başka savcının, Tekin Küçük’ün Ahmet Şık’ı hapsettiren “İmamın Ordusu" kitabının “devletteki paralel örgütlenmeyi anlattığı" görüşüyle iddianame hazırladığı haberi geldi. Şık’ları, Şener’leri hapsettiren Zekeriya Öz bugün sürgünde ve soruşturuluyor. Öz’ün arkasındaki siyasi irade ise Köşk’te ve tahammül çıtası her gün düşen iktidarını sürdürüyor.

Korkmuyoruz

Hukuk ve demokrasiyi katlederek iktidar hırsının anaforuna kapılan muktedirlerin kendilerine gelmelerinin bedeli bir topluma daha ne kadar ödetilebilir?

Kenan Evren’in, kendi eseri olan darbenin yüz karası tablosunun karşısına oturtulması için 30 yıl gerekti. Evren 12 Eylül davasında mahkûm edildi. Henüz kesinleşmemiş o mahkûmiyetin, 12 Eylül darbesinin bu topluma ödettiği korkunç bedeli telafi ettiğini söyleyebilir misiniz?

Evren’in elbette önemli olan yargılanması daha çocukluk çağında idam edilen Erdal Eren’leri (yarın 34. ölüm yıldönümü) geri getirebilir mi? 12 Eylül işkencelerinde bir ömür boyu yaralanan hayatları tedavi edebilir mi?

Onca darbe ve müdahale girişiminden sonra hâlâ fişten çekilmemiş bir demokrasi düşmanlığı hayatımızı karartmaya daha ne kadar devam edecek?

Bu toplum, “otoriter baba"ların sopası altında ve “otoriter babalar"ın iktidarı için daha ne kadar tahammül yerine düşmanlığa bileylenecek?

Birbirimize tahammülsüzlüğümüz, bu ülkedeki diktatörlük heveslerine daha ne kadar malzeme olacak?

Ve doğrularla yanlışların birbirine karışarak bir selin önünde sürüklenmesinin sonucu, karşı karşıya bulunduğumuz hukuksuzluklara kayıtsız kalmamız mı olacak?

Zorbaların kılığına girecek miyiz?

Evet; bu ülkede “yolsuzluk değil darbe girişimi" olduğuna ve darbe heveslilerinin bakanların koluna gizlice saatler taktığına, yatak odalarına para sayma makineleri koyduğuna, ayakkabı kutularına dolar doldurduğuna inanmamız beklenirken planlanan medya operasyonuna karşı ne yapacağız?

Hangi görüşte olursa olsun, Türkiye’de gazeteciler, demokrasi düşmanlarının kılığına girerek, bir kez daha demokrasi düşmanlarının en büyük zaferi olacak mı?

Bizim cevabımız, hayır.

Kimsenin hukukunu savunmak için sicil sorgulaması yapıp görüşlerini paylaşmamız gerekmiyor.

Kan davası peşinde hukuk devleti tehcirlerine, özgürlük soykırımlarına hayır.

İnsanları korkutmaya çalışarak kendi korkularını sakladıklarını sananlardan korkmuyoruz.

Çekin ellerinizi gazetecilerin üzerinden. Daha düne kadar el ele tutuştuklarınızdan da, hiçbir zaman el uzatmadıklarınızdan da.

Kıt’a dur…
“Yeni Türkiyeli" sen de dur!

emre-uslu-medyaya-operasyonun-perde-arkasini-yazdi-549c97c351eb9

Emre Uslu Medyaya Operasyonun Perde Arkasını Yazdı

Erdoğan ve AKP iktidarına yandaşlık yapan televizyon ve gazetelerin hemen hepsinin devlet zoruyla patronların elinden alındığına dikkat çeken Emre Uslu, AKP’nin bu medya kuruluşlarının hepsine bir parti komiseri yerleştirdiğini ama Cemaat medyası ile birkaç medya organında bunu yapamadığını, deşifre olan son operasyon ile bu medya organlarına el konulup Erdoğan ve AKP’nin görüşleri doğrultusunda yayın yapmalarının sağlanmasının hedeflendiğini söyledi.

İşte Emre Uslu’nun kişisel web sitesinde medya operasyonu ile ilgili yaptığı analiz;

1990’lı yıllarda Türkiye’de işadamları kendilerini korumak için medyaya yatırım yapar gazete sahibi olurlardı. Bu onları hem iktidarın saldırılarına karşı korur, hem de iktidarla anlaşıp kendi mallarına göz kayan rakiplerine karşı bir savunma aracı olurdu.

2002’den sonra AKP iktidara gelince durum değişti. Patronlar için gazete sahibi olmak bir korunma aracı değil, aksine bir tehdit aracına dönüştü. Türkiye’de hangi patronun gazetesi varsa o patron doğrudan iktidarın tehdidi altında.  Bu tehdit sadece medya patronlarının iktidarın istediği şekilde yayın yapmasıyla ilgili değil. Bu tehdit çoğu zaman medyayı doğrudan iktidarın denetimine sokma isteğiyle ilgili.

HEPSİNDE PARTİ KOMİSERİ VAR

Bugün iktidar Cemaat medyası ve birkaç küçük gazete hariç hemen tüm medyada, Doğan medyası da dahil, parti komiseri bulunduruyor. Bu komiserler aracılığıyla yayın oranlarını denetlemeye çalıyor. Erdoğan’ın gazete patronlarını arayıp azarladığı artık sır değil.

Dahası. tehdit bununla da sınırlı kalmıyor. Gazete patronları yayın organlarını tamamen hükümetin tekeline bıraksalar bile istekler bununla da bitmiyor. Örneğin bir telefonla o patronun sahip olduğu futbol kulübünden bedava futbolcu taransferi yapma talebi de gelebiliyor. Yani patronlar her şeyleriyle, her an iktidarın kölesi gibi davranmak, onların tüm isteklerine boyun eğmek zoruna bırakılıyor.

UZANLAR, CİNER, KARAMEHMET…

Medya sahibi olmak patronlar için o kadar tehlikeli hale geldi ki bu patronların tüm işlerini tehdit eder duruma geldi. Örenğin Uzanlar’ın medyası olmasaydı ve muhalif yayın yapmasaydı Star gazetesi ve televizyonuna gerçekten konulur muydu?

Yine Sabah gazetesinin TMSF’den satışı sonrasında Ciner grubundan alınan bu gazete ve televizyon Ciner grubu için bir tehdit mi yoksa koruma aracı mı oldu?

Akşam gazetesi de aynı şekilde. Karamehmet grubundan alınıp iktidarın denetimine verilen bu medya grubu patronu için bir tehdit mi yoksa bir koruma aracı işlevi mi gördü?

Aydın Doğan’ın doğrudan medyanlarda Erdoğan’ın hedefi olması medyası sayesinde değil mi?

Gülen cemaatinin özellikle muhafazakar kesimlere hitap eden medyası ve okulları olmasaydı Erdoğan’ın hedefi olurlar mıydı?

“DEVLET ZORUYLA ALINDI"

İsterseniz konuya şöyle de bakabilirsiniz: Erdoğan’ı destekleyen ne kadar medya organı varsa hemen hemen tamamı devlet zoruyla patronlarının elinden alınmış medya organlarıdır. Erdoğan devlet gücünü bir sopa gibi kullanıp medya sahibi olan patronların elinden o gazeteleri alıp kendi denetimine sokuyor. Bunu kendi rejiminin devamı için hayati bir konu olarak görüyor.

YAZAR ATTIRAMADIĞI TEK YAYIN ORGANI

Bana göre Gülen cemaatinin başına gelenlerin çoğu da bu taleple ilgili. Erdoğan’ın Gülen Cemaatinin medya organlarının başına bir parti komiseri atayıp orayı kontrol etmek istediği medya çevrelerinde konuşulan bir iddia. Gülen cemaatinin bunu kabul etmediği biliniyor. Ayrıca Erdoğan’ın yazar attıramadığı tek medya organı Gülen cemaatine ait gazete ve TV’ler. Gördüğüm kadarıyla bu Erdoğan’ı çıldırtıyor. Haliyle Gülen cemaatini de Erdoğan’ın hedefi haline getiriyor.

Son dönemde Gülen cemaatinin gazetelerine operasyon yapılacak, 150 gazeteci içeri alınacak, cemaatin yayın organlarına el konulacak bilgisi bizzat Erdoğan’a yakın gazeteciler, örneğin Yeni Şafak gazetesinin yayın danışmanı Cem Küçük tarafından yazıldı.

O GAZETELERE EL KOYMAK İÇİN Mİ 150 GAZETECİ İÇERİ ATILACAKTI?

Sorun şu: Erdoğan bu gazeteleri mevcut hukuki kuralları işleterek el koyamıyor. Gazeteler zarar etmiyor. Borsa da hisseleri yok. Dolaysıyla TMSF gibi kurumlar doğrudan el koyamıyor. Bu gazetelere el koymanın tek yolu var Gülen cemaatini illegal bir yapı ilan edip bu gazeteleri de o yapının parçası olarak lanse etmek.

Sanırım şimdilerde onu yapıp gazetelere el koymak istiyor. 150 Gazeteciyi de bu yüzden içeri atıp onların malına konmak istiyor.

ZAMAN İLE TODAY’S ZAMAN’IN YERİ AYRI

İktidar için Zaman ve Today’s Zaman’a el koymayı zorunlu kılan özel nedenler var. Zaman özellikle muhafazakar kesimler üzerinde çok etkili bir gazete. Erdoğan meydanlarda gazetelerini almayın diye kendi oy tabanına seslendi ama Zaman’ın tirajı bir milyon civarında ve düşme olmadı.

Muhafazakar oy tabanında giderek yaygınlaşan “AKP’de yolsuzluk ve hırsızlık çok” algısı ile “AKP zalimleşiyor” algısının yerleşmesinde Zaman’ın etkisi büyük. Bu yüzden Erdoğan Zaman’a el koymak istiyor.

TÜRKİYE’DE YABANCILAR TODAY’S ZAMAN’I TAKİP EDİYOR

Today’s Zaman’dan özellikle rahatız olduklarını zaten gizlemiyorlar. Today’s Zaman’ın yabancıların Türkiye’yi izledikleri en iyi mecra olduğunu onlar da biliyor. Bu gazetenin etkisini kırmak için İngilizce yayınlanan gazeteler de çıkardılar ama onların etkisi çok az. Zira dışarıdan Türkiye’yi takip eden okurlar AKP’ye oy veren kitleler gibi eğitimsiz kimseler değil. Bu yüzden iktidar gazetelerinde haber diye anlatılan saçmalıkların hemen farkına varıyorlar. Today’s Zaman’ın etkisi bu yüzden önemli. İşte bu yüzden de TZ’ye el koymak istiyorlar.

Cemaat gazetelerine el koyabilirler mi bundan çok emin değilim. Gazetelerin okurlarının dün geceki tepkisi bunun kolay olmayacağını gösteriyor ama iktidarın gazetelerden rahatsızlığı ve bunlara el koyma aşkı da hiç kolay atlatılacak gibi değil.

Türkiye 2014’de türbülanslı bir yolculuk yaptı 2015’de sarsıntılar daha da artacak gibi görünüyor.

 

bassavci-hadi-salihoglunun-operasyondan-haberi-yok-549c97c002fad

Başsavcı Hadi Salihoğlu’nun Operasyondan Haberi Yok!!!

Yetkin Yıldız/Aktifhaber

Bugün sabahın ilk ışıklarında başlayan Karartma Operasyonu ‘manidar’ bir zamanlamayla gerçekleşti.

17 Aralık Yolsuzluk Haftasına girilirken tüm Türkiye geçtiğimiz yıl gerçekleşen ve üstü örtülen Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu’nu konuşacakken aniden bir pazar sabahı operasyon yapıldı.

PAZARTESİ GÜNÜNÜN MANŞETLERİ İÇİN Mİ PAZAR YAPILDI

Pazartesi gününün manşetlerini belirlemek için Pazar günü yapıldığı açık olan operasyon, zamanlamanın “17 Aralık konuşulmasın" diye seçildiğini açıkça gösteriyor.

DELİL KARARTMA MI VAR DA PAZAR GÜNÜ OPERASYON YAPIYORSUNUZ?

Bilindiği üzere ancak delil karartma gibi durumlar olduğunda haftasonu operasyon yapılıyor.

EV VE İŞYERLERİNDE ARAMA KARARI YOK

İşin ilginci bu operasyonda gözaltına alınanların ev ve işyerlerine yönelik arama kararı bulunmaması. Bu durum, savcı ve polisin zaten delil peşinde olmadığını gösteriyor.

ALGI OPERASYONUNUN KRALI

Peşinde olunan tek şey “algı"… Pazartesi günü tüm manşetlerde Samanyolu ve Zaman Gazetesi baskınının olması, böylece 17 Aralık’ın konuşulmaması için seçilmiş bu zamanlama, karartma öğeleri de içeriyor.

BAŞSAVCININ HABERİ YOK

17 Aralık Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu için bizzat Recep Tayyip Erdoğan ve yandaş medyanın yaptığı en büyük eleştiri “başsavcının haberi yok" şeklindeydi.

Oysa @Fuatavni iki gün önce bu operasyonu haber verdiğinde, Zaman Gazetesi Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı adliyeye gitti ve Başsavcı Hadi Salihoğlu’yla görüştü.

Salihoğlu’nun verdiği yanıt şöyleydi:

“Benim böyle bir operasyondan haberim yok" şeklindeydi. Aradan saatler geçmeden operasyon başladı. Zamanlama manidar ve başsavcının haberi yok…

Herşey açık aslında. 12 Eylül’den beri Türkiye’de ilk kez bir televizyon ve bir gazeteye baskın düzenleniyor. Türkiye’yi dünyada rezil edecek ve medya özgürlüğüne darbe vuracak bu rezaletin tek sebebi var:

17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk operasyonunu konuşturmamak…Korku bu kadar büyük…

akpye-tahsiyeciler-icin-bomba-soru-549c97be321cf

AKP’ye Tahşiyeciler İçin BOMBA SORU

“Tahşiyeciler" operasyonunun hemen ardından “El Kaide bağlantılı bir örgütü 
çökerttik" açıklaması yapan Muammer Güler, senin hükümetinin içişleri bakanı 
değil miydi?

17-25 Aralık yolsuzluklarını unutturma ve medyayı karartma operasyonuna dayanak olarak gösterilen Tahşiyeciler operasyonu ile ilgili Hürriyet Yazarı Ahmet Hakan’dan dikkat çeken sorular…

Ahmet Hakan’ın yazısının ilgili bölümü:

Bütün yönleriyle ‘Tahşiye’ meselesi

- NURCU bir grup varmış.

- Bunlara “Tahşiyeciler" denirmiş.

- Bunlar iddiaya göre “silahlı mücadeleyi" falan savunur olmuşlar.

- Bir gün Fethullah Gülen vaazında bunlardan söz etmiş, Zaman gazetesi bunları 
haber yapmış, Samanyolu’nda yayınlanan “Tek Türkiye" adlı dizide bu grup hedef 
gösterilmiş.

- Ardından da polis harekete geçmiş, sahte deliller konmuş, savcı işlem yapmış, 
hâkim yargılamış…

- Ve “Tahşiyeciler" hiç hak etmedikleri halde bin türlü belaya maruz kalmışlar.

*

Şimdi hükümet diyor ki:

“Bu çok bir tehlikeli ağdır. Biz bu ağı oluşturanlardan hesap sormak için Ekrem 
Dumanlı’yı, Hidayet Karaca’yı falan içeri aldık."

*

İyi de hükümet baba…

- Bu çok tehlikeli ağ, 2008’de tıkır tıkır işlerken sen ne yapıyordun?

- Bu ağı fark etmediysen… Sen nasıl memleket yönettin? Böyle yönetmek nerede 
görülmüş?

- Bu ağı fark edip de ses etmediysen… Sen de bu işin ortağı değil misin?

*

Ayrıca ey hükümet baba…

- “Tahşiyeciler" operasyonunun altında imzası bulunan dönemin emniyet genel 
müdürünü AK Parti’ye sen milletvekili yapmadın mı?

- “Tahşiyeciler" operasyonunun hemen ardından “El Kaide bağlantılı bir örgütü 
çökerttik" açıklaması yapan Muammer Güler, senin hükümetinin içişleri bakanı 
değil miydi?

Ahmet Hakan’ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız

Medyaya Darbede Tahşiye Senaryosunun PERDE ARKASI

yilmaz-ozdilden-bomba-yazi-549c97b9ef9fb

Yılmaz Özdil’den Bomba Yazı

Yılmaz Özdil, Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı ve Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın da aralarında bulunduğu gazetecilerin, senaristlerin ve emniyetçilerin gözaltına alındığı 14 Aralık operasyonunu fena halde tiye aldı.

İşte Yılmaz Özdil’in “Hani hep derler ya zaman’lama manidar" başlıklı yazısı…

Zaman gazetesi genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın evinde yapılan aramada, ayakkabı kutularına istiflenmiş halde milyonlarca euro bulundu.

Samanyolu televizyonu medya grup başkanı Hidayet Karaca’nın yatak odasında yedi tane büyük boy kasa ve para sayma makinesi yakalandı.

Fuat Avni’nin Ekrem Dumanlı’ya İsviçre’den kol saati aldığı, Hidayet Karaca’ya da çikolata kutusu içinde dolar balyaları gönderdiği ortaya çıktı.

Pensilvanya’nın kriptolu telefonla Hakan Şükür’ü aradığı ve kısık sesle konuşarak “evdeki paraları sıfırla” dediği, Hakan Şükür’ün “anlamadım hocacığım” dediği, Pensilvanya’nın “çabuk abini, amcanı, enişteni çağır” dediği, Hakan Şükür’ün “sıfırlıyorum sıfırlıyorum hala 30 milyon euro var, hava karardıktan sonra gideyim iki villa daha alayım bari” dediği anlaşıldı.

Sungurlar dizisinde google’dan ayet sallandığı, senaristlerin bu diziyi Urla’daki villalarda yazıp, Çatalca’daki çiftliklerde çektiği tespit edildi.

Fuat Avni’nin oğlunun vakfına, cemaatçi işadamı tarafından anca 10 milyon dolar bağış yapıldığı, Fuat Avni’nin de sinirlenip “kucağa oturturum” dediği belirlendi.

Zaman gazetesiyle Samanyolu televizyonunu satın almak için rüşvet havuzu oluşturulduğu, üçüncü havalimanından sonra, henüz ihalesi yapılmamış olan dördüncü ve beşinci havalimanını da kazanan cemaatçi müteahhidin, gevrek gevrek gülerek, “milletin orasına koyacağız” dediği öne sürüldü.

Gemicikler alan Ekrem Dumanlı’nın şimdi de adacıklar almak istediği, Hidayet Karaca’nın da kendisine haber vermeden kupon arazileri dağıtan TOKİ başkanını fırçaladığı iddia edildi.

Tek Türkiye dizisindeki figüranların maaşlarının ay sonunda verildiği, ancak, orospuyla memurun bahşişinin henüz dizi çekilmeden ödendiği açıklandı.
*
Fuat Avni itiraf etti, ne yaptılarsa “para”lel yapının talimatıyla yaptıklarını, eğer bir hırsızlık varsa, “para”lel yapının da istifa etmesi gerektiğini söyledi.

 

tahsiyeciler-gercegini-acik-ve-net-anlatti-549c97b8047e2

‘Tahşiyeciler’ Gerçeğini Açık ve Net Anlattı

17-25 Aralık yolsuzluklarını unutturma ve medyaya karartma operasyonunun gerekçesi olarak gösterilen ‘Tahşiyeciler’ nedir, ‘Tahşiye Operasyonu’ nasıl gelişti, Fethullah Gülen’in konu ile ilgili bahsedilen söylemleri, Tek Türkiye dizisinde Tahşiyeciler, iddialar, iftiralar ve gerçekler…

Bugün’den Nazlı Ilıcak, “Emniyet ve MİT de Tahşiyeciler’i takibe almıştı ama Fethullah Gülen’in konuşmasından önce; 2008 yılında; hatta daha da evvel. Emniyet İstihbarat, Tahşiyeciler’i, El Kaide’nin sempatizanı, cihatçı ve teröre yeşil ışık yakan bir oluşum şeklinde değerlendirmişti." bilgisini paylaştı.

İşte, Ilıcak’ın o yazısı:

Tahşiyeci Senaryosu Tutacak mı?

Pazar günü, erken saatlerde, Fuat Avni’nin haber verdiği operasyonun bir bölümü gerçekleşti. Nedir, ne değildir diye sebepleri tartışılırken, yandaş medya “Tahşiyeciler” diye bir örgütten söz etmeye başladı. Nitekim gözaltına alınanlar arasında, Samanyolu’nda yayınlanan “Tek Türkiye” dizisinin yapımcı ve senaristleri, hatta grafikeri bile vardı. Tabii ilk anda kimse bir anlam veremedi. Bilgiler akmaya başlayınca, kurgulanan senaryo anlaşıldı.

Tayyip Erdoğan, yolsuzluk iddialarının ortaya çıktığı ilk günden itibaren, kendisine bir darbe hazırlandığını, Cemaat’e yakın yargı mensuplarının ve polislerin, Fethullah Gülen’in talimatıyla hareket ettiğini ileri sürüyor ama bu operasyonları yapanlar ile Gülen arasında hiçbir somut irtibat ortaya konulamıyordu. Aramışlar, taramışlar ve bu ilişkinin Tahşiyeciler Grubu sayesinde kurulabileceğine dair bir senaryo hazırlamışlar.

Nedir bu senaryo? Tek Türkiye dizisinde, “Karanlık Kurul” marifetiyle bazı mesajlar veriliyordu. Dizinin 2009 yılının başında oynayan bölümünde, Karanlık Kurul’da, Fethullah Gülen hareketine ve AK Parti iktidarına karşı bir tertipten söz ediliyor. Türkiye’yi karıştırmak isteyen bir güç odağının, dindarları terörle ilişkili göstermek amacıyla tuzak hazırladığı anlatılıyor:

Kurul Başkanı: Ülkeyi istikrarsızlığa götürecek her türlü malzemeyi kullandık. Yeni projemizin adı “Tahşiye” olacaktır. Tahşiye, “Vatan delileri” üzerinde yapacağımız, onları tekrar zor durumda bırakacak yeni bir irtica dalgasıdır. Ülkeyi karıştıracak malzeme bulamadığımızı biliyorsunuz. Naylon dinci ve terörist örgütler kurdurduk. Sistemimizin devamlılığını bu yolla sağladık bugüne kadar. Bu köylülere mi ülkeyi bırakacağız? (Köylüden kastedilenler de herhalde AK Partililer. NI)

Karanlık Kurul’daki kadın cevap veriyor:

- Bu ülkede asırlardır uyguladığımız psikolojik savaş ve eylem planlarımız bir bir deşifre oldu. Ve devam eden davayı da (Ergenekon davası kastediliyor. NI) onca gücümüze rağmen durduramadık. Yeni irtica planınız umarım tutar.

Kurul Başkanı: Vatan delilerinin söylemlerini, -sivil toplum hareketleri bire bir taklit edilerek-özel olarak yetiştirdiğimiz, takiye yapacak elemanlarla bitireceğiz. Bu hareketin silahlı terör örgütü kapsamına alınmasını sağlayacağız. Yetiştirdiğimiz özel elemanlar hareketin içine sokulacak. Aynı zamanda bu hareketin benzeri, dernek vakıf çalışmaları yapılacak. Ve birkaç tane öğrenci evi açılıp, özel yetiştirdiğimiz elemanlar bu yerlerde kalacak; bu yerlere posterler, resimler, adamın kitapları, kaset ve CD’leri konulup, bir benzerlik sağlanacak. Özel yetiştirilmiş olanlar, çevresinde güven telkin edecek ve kendilerinin bu sivil hareketin parçası olduğu imajını verecek. İşte bu noktada düğmeye ikinci kez basılacak. Bu yerlere, terör eylemlerinde daha önce kullanılmış silahlar yerleştirilerek, baskınlarda bulunulması temin edilecek. Şubat soğuğu döneminde uyguladığımız montaj işinden daha çok ses getirmesi sağlanacak.

Kuruldaki adam: Bugüne kadar vatan delisinin aleyhine söylemediğimiz yalan, atmadığımız iftira, işlettirmediğimiz tezgâh kalmadı. 3-5 gün sonra gerçekler ortaya çıkıyor. Sonra da faturayı biz ödüyoruz. Bugün Hizbul-vahşetçilerin perde arkası tamamıyla deşifre oldu. 

foto-021.jpg

Kurul Başkanı: Bu tahşiye planıyla, bizim üzerimize yeni dalgalar gelmeden, biz onların üzerine irtica dalgalarıyla gideceğiz. Gündem, bizden kayıp, vatan delilerinin üzerine yönelecek. Bunlar yıllardır kardeşlik, diyalog, hoşgörü, eğitim, birlik, beraberlik söylemleriyle huzurun oluşmasını sağlıyorlar; ülkede kardeşlik havası esiyor. Bu söylemler bizim ölmemize neden olan zehirdir. Kavga, kin ve terör ise yaşamamız için panzehirdir.

Aynı tarihlerde (Nisan 2009) Fethullah Gülen’in, www.herkul.org sitesinde yayınlanan bir konuşması var. Gülen orada terör olaylarının ve 28 Şubat döneminde tertiplenen irticai faaliyetlerin, meşru idarelere müdahaleye zemin hazırlama amacını güttüğünü hatırlatıyor, geçmişe yönelik bu tespitlerle yetinmeyip, bir uyarıda bulunuyor: “…Yarın tahşiye diye bir şey icat edebilirler, Allah korusun. Kitap okuyan Müslümanlar’ın içine sokmaya çalışabilirler. Kitapların sahibi zatın posterlerini evlerine asabilirler. Bizden görünen kişilerin ellerine de kalaşnikofları verirler. İki yerde eylem yaptırıp, ‘Demek ki, fırsat bulunca bunlar da silaha sarılabilir’ derler. Çuvaldızı bile olmayan insanlara terörist damgası vurmak isteyebilirler. Samimi müminleri terörist gibi göstermeye çalışan odaklar, yeni bir irtica yaygarası koparabilir."

***

Tek Türkiye’deki Karanlık Kurul konuşmalarından ve Fethullah Gülen’in bu açıklamasından yola çıkarak deniliyor ki: “2009’da Gülen, Tahşiye örgütünü hedef gösterdi, Ocak 2010’da da polis bu örgüte operasyon yaptı. İşte, Gülen Cemaati ile polisin arasındaki irtibatın delili.”

Bu deli saçmasının neresinden tutacaksınız? Her şeyden önce, Karanlık Kurul’daki müzakereler ve Fethullah Gülen’in Herkul.org sitesindeki açıklamaları, hedef göstermiyor; hazırlanan bir tuzağı haber veriyor. Türkiye’de geçmiş yıllarda irtica paranoyası kaşınmak suretiyle meşru idarelere müdahale edildiğini hatırlatan Gülen, kendisini takip edenlere, “Aman dikkat” diyor. “Sizden görünüp, insanlar aranıza girebilir. O kişilerin ellerine kalaşnikof vererek bize de terörist damgası vurabilirler.”

Nitekim 8 Haziran 2009’da (Gülen’in konuşmasından 2 ay sonra) avukat Serdar Öztürk’ün bürosundan İrtica ile Mücadele Eylem Planı çıktı. Bu plan hem AK Parti’nin yıpratılmasını hedef alıyordu hem de Gülen Cemaati’ni. Hatta Gülen Cemaati’nin evlerinden birine silah konulmak suretiyle, onların terörist ilan edilmesi de öngörülmüştü. Belli ki, Fethullah Gülen bu hazırlıklardan haberdar olmuş, derin devletin her zamanki gibi bu defa da irtica silahını kullanmak suretiyle bir tuzak hazırladığını takipçilerine duyurmak istemişti.

Gerçekten “Tahşiye” diye bir örgüt de vardı. Tek Türkiye dizisinde, bu örgüt, tıpkı Hizbulkontra gibi, derin devletin oluşturduğu bir yapı olarak sunulmuştu.

Gelelim bugüne… Cemaat’i karalamak maksadıyla yazılan son senaryoda, Gülen’in Tahşiyeciler’i haksız olarak suçlayıp hedef gösterdiği ve operasyonun onun talimatıyla gerçekleştirildiği iddia ediliyor. (Sabah Gazetesi, bu senaryonun işaretini 23 Mart 2014 tarihindeki manşetiyle vermişti.)

Gelin görün ki, emniyet ve MİT de Tahşiyeciler’i takibe almıştı ama Fethullah Gülen’in konuşmasından önce; 2008 yılında; hatta daha da evvel. Emniyet İstihbarat, Tahşiyeciler’i, El Kaide’nin sempatizanı, cihatçı ve teröre yeşil ışık yakan bir oluşum şeklinde değerlendirmişti. Bu örgüt, kendisini, Said Nursi’nin takipçisi olarak görüyor ama Risale-i Nurlar’da “tahşiye”yapmanın emredildiğine inanıyordu. Said Nursi’nin, Risale-i Nurlar’ı tamamlamadığı, tamamlama görevini talebelerine bıraktığı, “Vazifeniz devam ediyor; inşallah vazifeniz şerh (kitabı açıklama, yorumlama) ve izahla, tahşiye (dip not) ile, neşir ve talimle devam edecek” diye vasiyet ettiği inancını taşıyordu. Tahşiyeciler, dinlerarası diyalog ve hoşgörüyü telkin eden ve kendileri gibi Said Nursi’nin takipçisi olan Gülen Cemaati’ne karşıydı. Zira onlar, Türkiye’nin darül harp olduğunu, silahlı mücadeleyle, cihatla Kur’an’a dayalı bir anayasal düzenin kurulması, İslamiyet’i tesis için dahilde cebir kullanılması, hariçte ise kâfirlerin katledilmesi gerektiğini düşünüyorlardı. “Kur’an’ı kabul etmeyen kimseler vahşidir; şeriat onlara karşı cihadı emretmiştir” diyorlardı.

2008 yılında Tahşiyeciler’e karşı çalışma başlatıldı. Bu çalışmalar, eski İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, eski İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Namal ve dönemin Emniyet Genel Müdürü (şu anda AK Parti milletvekili olan) Oğuz Kağan Köksal’ın yazılı onayıyla operasyona dönüştü. (Ocak 2010.)

Tahşiyeciler’in başı Mehmet Doğan, çevresinde “Molla Muhammed” olarak biliniyordu. Basına da yansıyan sohbet görüntülerinde, “Senin hükümetin başındaki adam senin değil onların adamıdır. Senin başındaki hoca da onlarındır. Diyeceksin ki nasıl edelim hocam? Ben de diyorum ki git silah yap, kur. Kılıç oynamazsa, böyle İslâmiyet olmaz” şeklindeki söylemleri dikkat çekmişti. Mehmet Doğan, tarikat ve cemaatlerin şirk içerisinde olduklarını belirtirken, AK Parti’yi de İslâm inkılâbı karşısında büyük bir engel olarak gördüğünü ifade ediyordu. Usame Bin Ladin’i mehdi ilân etmişti.

İstanbul’daki faaliyetleri 3 Aralık 2008’de bir istihbarat elemanından alınan bilgilerle deşifre edilmişti. Ama Mehmet Doğan hakkında 2000’li yılların başından itibaren tutulan istihbarat raporları mevcuttu.

***

Bu gerçekler ışığında, Tahşiyeciler’e karşı operasyon yapan polislerle Cemaat’i ilişkilendirme çabalarını bir daha değerlendiriniz. Bir senaryo yazın ama hiç değilse biraz ciddiyeti olsun. Bizi de aptal yerine koymayın.

ahmet-sahin-hoca-yeise-kapilmayin-549c97b3e2499

Ahmet Şahin Hoca: Yeise Kapılmayın

Özgür basını hedef alan 14 Aralık operasyonunda gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan Gazeteci Yazar Ahmet Şahin Hoca, bugünkü köşesinde tutuklanmasını da yazdı.

‘Sofradaki helal ise hesabı, haramsa azabı var’ başlıklı köşe yazısında Şahin Hoca, “Gözaltındaki diğer kardeşlerimin özgürlüğüne kavuşması için dua ediyorum. Kardeşlerim, yeise kapılmayın. Bize düşen duaya devam etmek. Bu günler de Allah’ın izniyle geçecek…" ifadelerini kullandı.

Özgür medyaya yönelik operasyonlarda gözaltına alınacaklar listesinde adı bulunan Gazeteci Yazar Ahmet Şahin Hoca, gözaltına alındıktan sonra emniyette verdiği ifadenin ardından serbest bırakıldı.

İşte Şahin Hoca’nın kaleme aldığı köşe yazısı:

Sofradaki helal ise hesabı, haramsa azabı var

“Önce Halife Hazret-i Ömer Efendimiz’in (ra) tarihe geçen ihtiyaç tespit etme örneğine bakalım, sonra bu örnek üzerinden kendi örneğimizi bulmaya çalışalım.

Uyguladığı adalet anlayışıyla dünyaya örnek olan Halife Hazret-i Ömer’in sofrasına davet ettiği dostu Ahnef bin Kays, şaşırmış halde sorar:

- “Halife iken de mi tek çeşit yemek ya Emir-el Müminin?” der. Cevapta tereddüt yoktur.

– “Elbette ey Ahnef, der. Halife olunca hayata İslami ölçü ile bakmaktan vazgeçeceğimi mi sanıyordun? Bizim örnek aldığımız Allah Resulü (sas) Hazretleri tek çeşit yemekle yaşadı, O’nun halifesi Ebu Bekir de öyle tek çeşitle yaşadı, şimdi ben mi örneğimi değiştireceğim halife oldum diye. Elbette ben de tek çeşitle yaşamayı tercih edeceğim?"

Sözünü şöyle bağlar büyük insan:

- Ey Ahnef unutma der. Sofradaki helal ise hesabı, haram ise azabı vardır!

Bu tarihi olayı hatırladıkça kendime diyorum ki, ben de ihtiyaçlarımı Halife Hazret-i Ömer Efendimiz’in aldığı ebedi örneğine göre mi tespit ediyorum? Yoksa günümüzdeki lüks ve israf içinde yaşayanlar mı etkili ihtiyaçlarımızı tespitte diye düşünüyorum?

Görünen odur ki, bizde öylesine bir görenek belası başlamış ki, ne geçmişteki mütevazı örneklerimizi düşündürüyor ne de yorganına göre ayak uzatma gereğini hatırlatıyor bize. Varsa da yoksa da bol kazançlı komşuda görülen, ekranda seyredilen, reklamlarda gözlerimizin önüne serilen, ne pahasına olursa olsun alınmalı, israfçı insanlarda bulunanlar bizde de bulunup görülmelidir anlayışı etkili oluyor gibi geliyor bana…

Böylece, ihtiyaç olmayanların dahi zaruri ihtiyaç haline getirildiği bir devrede yaşamaktayız. Sınırsız yeniliklerin her gün kendisini ihtiyaç halinde sergilediği bir vasatta helal parayla, bu yapay ihtiyaçların hepsini de temin etmek kolay olmasa gerektir. Bastıran arzularımızı frenlemez de bunları gerçekten zaruri ihtiyaçlar diye almakta ısrarlı olursak, helal kazançla bunları temin etmek zor olacağından harama girmeyi dahi göze almak söz konusu hale gelmekte, hatta hiç arzu edilmeyen borçlanmalar bile göze alınabilmektedir.

Halbuki biraz düşünsek böylesine hırs duymamıza gerek yoktur. Geçmişe göre bugün şükür gerektirecek nimetlere sahibiz. Hatta sahip olduğumuzun şükrünü edadan da âciziz. Bu aczimizin mahcubiyetini olanca derinliğiyle hissetmeli, ezikliğini de duymalıyız…

- Var mı böylesine bir tefekkür derinliğimiz? Sahip olduğumuz nimetlerin farkına varma şuurumuz? Yoksa hep yeni ihtiyaçlar, yeni masraf kalemleri mi bizi istila ve işgal etmekte…

İşte böyle şükürsüz bir devrenin geleceğine işarette bulunan Efendimiz (sas) Hazretleri, bakın aile fertlerini nasıl ikaz etmiş, nasıl bir üslupla uyarıda bulunmuş, görün.

– Öyle bir zaman gelecek ki, aile reisinin helaki, hanımının ve çocuklarının eliyle olacaktır!..

Sorarlar:

- Ya Rasûlellah, hanım kocasının, çocuklarda babalarının helakine sebep olurlar mı?

- Evet, olurlar, diyerek şöyle açıklar o günkü insanların ihtiyaç anlayışını:

– Görenek belasıyla ihtiyaç olmayan şeyleri ihtiyaçtan sayıp mutlaka sahip olma arzusuna kapılırlar. Böylece hanım kocasını, çocuklar da babalarını bu ihtiyaçları almaya zorlarlar. Helal kazançla bunlara gücü yetmeyen aile reisi bu defa harama yönlemeye kendini mecbur hisseder. Böylece aile fertleri aile reislerinin helakine sebep olurlar!

- Ne dersiniz, var mı bu konuda bir kanaat ve tevazu derinliğimiz? Helal dairesi geniştir, harama girmeye gerek yoktur, diyebiliyor muyuz? İhtiyaçlarımızı israflı azınlıklara göre değil de, iktisatlı halk çoğunluğuna göre tespit edebiliyor muyuz? Halife Hazret-i Ömer Efendimiz’in tek çeşit yemekli eşsiz örneklerini de hatırlayarak kendimize geliyor, ‘sofradaki helal ise hesabı, haramsa azabı var’ diyerek de yersiz istek ve arzularımızı durdurmaya çabalıyor muyuz?

- Fatebiru ya ülil ebsar! Düşünün ey basiret sahipleri! a.sahin@za­man.com.tr

*****

NOT: 15 Aralık günü İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne ifade vermek üzere gözaltına alındım. İfademi verdikten sonra serbest bırakıldım. Bu süreçte desteğini eksik etmeyen, arayan, ziyaret eden herkese teşekkür ediyorum. Gözaltındaki diğer kardeşlerimin özgürlüğüne kavuşması için dua ediyorum. Kardeşlerim, yeise kapılmayın. Bize düşen duaya devam etmek. Bu günler de Allah’ın izniyle geçecek…"

CİHAN

istanbul escort